Malatya’da Faturalar Değil, Sabır Taşı Çatlıyor
MASKİ’DEN SU DEĞİL, ZAM AKIYOR
Malatya’da Faturalar Değil, Sabır Taşı Çatlıyor
Malatya’da deprem sonrası hayat yeniden kurulmaya çalışılırken, vatandaş hem ekonomik hem de psikolojik olarak ayakta kalma mücadelesi veriyor. Böylesi bir dönemde yerel yönetimlerden beklenen; sosyal dayanışmayı büyütmek, temel hizmetleri erişilebilir kılmak ve halkın yükünü hafifletmektir. Ancak görünen o ki MASKİ (Malatya Su ve Kanalizasyon İdaresi), bu sorumluluğu paylaşmak yerine faturayı doğrudan vatandaşa kesmeyi tercih etmiştir.
Son su faturalarına yansıyan artış oranları artık “güncelleme” ya da “enflasyon düzenlemesi” gibi teknik ifadelerle açıklanabilecek düzeyin çok ötesindedir. Bu tablo, yönetim tercihidir. Ve bu tercih, açıkça halkın aleyhinedir.
Yüzde 103 Zam: Bu Bir Artış Değil, Şok Dalga
Bir önceki ay 17,75 TL olan metreküp fiyatının tek bir fatura döneminde 36,13 TL’ye yükselmesi, yüzde 103,55’lik artış anlamına gelmektedir. Bu oran, sıradan bir fiyat ayarlaması değil; kamu hizmeti anlayışında yaşanan kırılmanın göstergesidir.
Daha da çarpıcısı, tüketim neredeyse aynı kalmasına rağmen faturanın 764,92 TL’den 1.180,00 TL’ye çıkmasıdır. Kullanım 19 metreküpten 20 metreküpe yükselmiş; yani yalnızca 1 metreküp fark var. Buna rağmen toplam bedelde yüzde 54’lük artış söz konusu.
Bu tablo şunu açıkça ortaya koyuyor:
Sorun tüketim değil. Sorun fiyat politikasıdır.
Vatandaş daha fazla su kullanmadı. Daha pahalıya su satıldı.
Deprem Şehrinde Sosyal Belediyecilik Nerede?
Malatya hâlâ büyük bir yıkımın izlerini taşıyor. Esnaf toparlanmaya çalışıyor, kiralar artmış durumda, gelirler erimiş, sabit ücretliler geçim mücadelesi veriyor. Böyle bir ortamda suya tek kalemde yüzde 100’ün üzerinde zam yapmak, sosyal belediyecilik iddiasıyla bağdaşmaz.
Su; ticari bir meta değil, temel bir insan hakkıdır. Belediyeler kar maksimizasyonu yapan özel şirketler değildir. Yerel yönetimlerin görevi, özellikle kriz dönemlerinde vatandaşı korumaktır.
Ancak görünen o ki MASKİ yönetimi, ekonomik darboğazın yükünü hafifletmek yerine ağırlaştırmayı tercih etmiştir. Bu yaklaşım, “önce insan” ilkesinin terk edildiğini göstermektedir.
Yönetim Zaaflarının Bedelini Kim Ödüyor?
Kamuoyunun sorması gereken bazı sorular var:
- Altyapı kayıp-kaçak oranları ne durumda?
- Kurumun mali disiplini nasıl sağlanıyor?
- Tasarruf tedbirleri gerçekten uygulanıyor mu?
- Kurum içi yönetim hatalarının faturası neden vatandaşa kesiliyor?
Eğer bir kurum finansal sıkıntı yaşıyorsa, bunun çözümü vatandaşa iki kat fiyat uygulamak değildir. Önce kendi gider kalemlerini gözden geçirmek, şeffaflık sağlamak ve kamuoyuna açık mali rapor sunmak gerekir.
Şeffaflık olmadan yapılan her zam, kamu vicdanında meşruiyet kaybeder.
“Yaptık Oldu” Anlayışı Güven Erozyonu Yaratıyor
Yerel yönetimlerin en büyük sermayesi güven duygusudur. Ancak ani ve yüksek oranlı zam kararları, bu güveni zedeler. Hele ki karar süreci şeffaf değilse, kamuoyu bilgilendirilmemişse ve sosyal etki analizi paylaşılmamışsa, tepki kaçınılmaz olur.
Malatya halkı şunu soruyor:
Bu artış hangi zorunluluğa dayanıyor?
Alternatif çözümler neden değerlendirilmedi?
Kademeli artış yerine neden şok zam tercih edildi?
Bu sorulara net ve belgeli yanıt verilmediği sürece, kamuoyundaki tepki büyümeye devam edecektir.
Sosyal Devlet İlkesi Yerel Yönetimler İçin de Geçerlidir
Anayasal düzeyde sosyal devlet ilkesi yalnızca merkezi hükümet için değil, yerel yönetimler için de bağlayıcı bir anlayıştır. Temel hizmetlerde erişilebilirlik esastır. Özellikle dar gelirli kesimlerin korunması, sübvansiyon mekanizmalarının devreye alınması ve kademeli fiyatlandırma modellerinin uygulanması gerekir.
Bir ayda yüzde 103’lük artış, sosyal koruma refleksinin devre dışı kaldığını göstermektedir.
Suya erişim lüks değildir.
Bu nedenle fiyat politikası da piyasa refleksiyle değil, sosyal sorumluluk anlayışıyla belirlenmelidir.
Çözüm Nedir?
Eleştiri kadar çözüm de konuşulmalıdır:
- Zam oranı yeniden değerlendirilmelidir.
Fiyat artışı makul ve kademeli seviyeye çekilmelidir. - Şeffaf mali rapor yayımlanmalıdır.
Kurumun gelir-gider tablosu kamuoyuna açık biçimde sunulmalıdır. - Dar gelirli haneler için sosyal tarife uygulanmalıdır.
- Kayıp-kaçak oranları düşürülerek verimlilik artırılmalıdır.
- Katılımcı karar mekanizması kurulmalıdır.
Sivil toplum ve meslek odaları sürece dahil edilmelidir.
Sonuç: Sabır Sınanıyor
Malatya halkı fedakârlık yapmaktan kaçınmaz. Depremde bunu gösterdi. Dayanışmada bunu gösterdi. Ancak fedakârlık tek taraflı olduğunda, bu durum toplumsal huzursuzluğa dönüşür.
Su faturası 1.180 TL olan bir haneye “bu zorunluydu” demek kolaydır.
Önemli olan, o faturayı nasıl ödeyeceğini düşünen ailenin gerçekliğini görmektir.
Yerel yönetimler güç gösterisiyle değil, adaletli uygulamalarla saygınlık kazanır.
MASKİ ve bağlı yönetim, bu kararı yeniden değerlendirmeli; halkın güvenini ve sosyal belediyecilik ilkesini önceleyen bir adım atmalıdır. Çünkü su yalnızca borulardan akmaz — adalet duygusu da o borularla birlikte akar.
Ve Malatya’da bugün asıl kesilme riski taşıyan şey, musluklardan akan su değil; yönetime duyulan güvendir.
