Sendikacılık mı, Belediye Avukatlığı mı? Hak-İş İl Başkanı Mustafa Sengir’in Çelişkili Tutumu Üzerine
Malatya’da bir öğretmene yönelik gerçekleştirilen saldırı ve sonrasında Hak-İş Malatya İl Başkanı Mustafa Sengir tarafından yapılan açıklamalar, sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve sendikal anlayışın toplumsal olaylar karşısındaki duruşuna dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getirmiştir. Bir eğitimciye saldırı yapılması gibi toplumun vicdanını kanatan bir meselede, “kınama” ile “kurumsal savunma” arasındaki dengenin kaçırılması, sendikacılık etiği açısından derinlemesine analiz edilmesi gereken bir tablodur.
Aşağıda, Hak-İş İl Başkanı Mustafa Sengir’in tutumunu ve sendikal anlayışını eleştiren kapsamlı bir değerlendirme yer almaktadır:
Sendikacılık mı, Belediye Avukatlığı mı? Mustafa Sengir’in Çelişkili Tutumu Üzerine
Bir sendika başkanının asli görevi; emeğin, hakkın ve adaletin yanında saf tutmaktır. Ancak Hak-İş Malatya İl Başkanı Mustafa Sengir’in son açıklamaları, saldırıya uğrayan bir öğretmenin hakkını aramaktan ziyade, yerel yönetimi koruma kalkanı altına alma çabasının bir tezahürü gibi görünmektedir.
1. “Kınama” Maskesi Altında Gelen “Ama”lı Cümleler
Sengir’in açıklamasında eğitim camiasına yönelik övgü dolu sözler, maalesef cümlenin devamındaki “ama”lar ile etkisini yitirmektedir. Bir eğitimci saldırıya uğradığında, sendika başkanından beklenen şey; faillerin kimliğine veya bağlantılarına bakmaksızın amasız, fakatsız ve en sert tepkiyi koymaktır. Olayı 11 yaşındaki bir çocuğun hak ve hukukuna bağlayarak yumuşatmaya çalışmak, yapılan zorbalığı rasyonalize etme riskini taşır. Adalet, saldırganın pozisyonuna veya çocuğun varlığına göre esneyen bir terazi değildir.
2. Siyasetin Gölgesinde Kalan Sendikal Kimlik
Mustafa Sengir’in açıklamasının büyük bir bölümünü, olayın Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er ile ilişkilendirilmesine ayırması oldukça dikkat çekicidir. Kamuoyu şu soruyu sormaktan geri durmamaktadır: Sengir, bir işçi temsilcisi mi yoksa belediyenin halkla ilişkiler birimi mi?
Bir olayın “münferit” olduğunu savunmak ve kamu kurumlarını alelacele aklama çabasına girmek, sendikal bağımsızlığa gölge düşürür. Eğer olayın failleri belediye iştirakleri veya yönetimiyle bir şekilde dirsek temasındaysa, bir sendika başkanının görevi “algı operasyonu” diyerek konuyu kapatmak değil, kurumsal hesap verilebilirliğin kapısını aralamaktır.
3. “Münferit” Kavramı ve Sorumluluktan Kaçış
Toplumsal şiddet olaylarında sıklıkla başvurulan “münferit” kelimesi, sistemik sorunların üstünü örtmek için kullanılan bir kılıfa dönüşmüştür. Öğretmene şiddet gibi yapısal bir sorunda, olayı kişiselleştirip kurumları kutsallaştırmak, benzer olayların gelecekte yaşanmasına çanak tutmaktır. Sengir’in “seçilmiş yöneticileri hedef almayın” çağrısı, eleştiri kültürüne ve demokratik denetime vurulmuş bir prangadır.
4. Kamu Vicdanı mı, Makam Kaygısı mı?
Sengir, açıklamasında “kamu vicdanının zedelendiğinden” bahsetmektedir. Oysa kamu vicdanını asıl zedeleyen şey; bir öğretmenin darp edilmesi ve bu durumun siyasi dengeler gözetilerek “idare edilmesi” çabasıdır. Sendikacılık, güce karşı hakkı savunma sanatıdır; gücün yanında saf tutup hak arayanları “niyet okumakla” suçlama sanatı değildir.
Sonuç: Sendikaların İmtihanı
Hak-İş Malatya İl Başkanı’nın bu tutumu, Türkiye’deki sendikal yapının ne denli siyasallaştığının ve asıl odak noktası olan “insan onuru”ndan ne kadar uzaklaştığının bir kanıtıdır. Eğitimciye yönelik şiddet, siyasi bir manevra alanı değil, ahlaki bir duruş sınavıdır. Mustafa Sengir, bu açıklamasıyla Malatya halkının ve eğitim camiasının beklentilerini karşılamak yerine, statükoyu korumayı tercih etmiştir.
Önemli Not: Gerçek bir sendikal lider, belediye başkanının imajını değil, sokaktaki öğretmenin güvenliğini ve onurunu her şeyin üstünde tutmalıdır.